ANLAŞMALI BOŞANMA PROTOKOLLERİNDEKİ “BELİRSİZ İFADELERİN” YARATTIĞI SORUNLAR

13
Nis2021

ANLAŞMALI BOŞANMA PROTOKOLLERİNDEKİ “BELİRSİZ İFADELERİN” YARATTIĞI SORUNLAR

Boşanma davaları genellikle, tarafların mutsuz ve çekilmez hale gelmiş evliliklerini bitirme kararı almalarının bir sonucudur. Taraflar boşanma kararı alana kadar geçen sürede fazlası ile üzülmüş, yıpranmış, gerilmiş ya da öfkelenmiş veya kinlenmiş olabilmektedirler. Duyguların bu derece yoğun yaşandığı bu dönemde, dava hazırlık sürecinin ve alınacak kararların üzerinde titizlikle durulması, ileride pişmanlık yaratan kararlar ortaya çıkmaması adına oldukça önemlidir. Çünkü anlaşmalı boşanma davaları sonrası, boşanma protokolü maddelerindeki belirsizliğin yarattığı tartışmalı durumlar, taraflar için yeni sorunların doğmasına sebebiyet vermektedir.  Yani boşanma sürecinin zorlukları ve duygusal yıpranmaya bağlı alınan acil kararlar, sorun ve belirsizliklerle dolu yeni bir döneme başlamak anlamına gelmektedir.

Bunun önüne geçmek için, boşanmanın maddi, manevi tüm sonuçlarının değerlendirilmesi ve bu doğrultuda,  protokol maddelerinin belirgin, yani muğlak olmayan ve tartışmaya kapalı maddeler şeklinde kaleme alınması oldukça önemlidir. Özetle hiçbir hususun eksik olmaması kadar tartışmaya açık olmaması da gerekmektedir.

O halde boşanma protokolünün nasıl kaleme alınması gerektiğini açıklamakta fayda vardır.

Hakim tarafından uygun görülecek ve hukuken geçerli kabul edilecek bir boşanma protokolü içeriğinde; boşanma sonrasında taraflar yönünden mali sonuçların nasıl olacağı ve (varsa) çocukların durumu kararlaştırılmış olmalıdır.

TMK 166/3 Maddesi: “Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz. “

Kanun hükmü bu şekilde olup, gerek çocukların durumu gerek ise mali sonuçların içeriğinde, pek çok husus yer almaktadır. Bu sebeple her biri yönünden alınacak kararlar anlaşma protokolünde belirgin şekilde ifade edilmelidir.

  • Çocukların Durumuna dair protokolde yer alması gereken hususlar;

Anlaşmalı şekilde boşanmaya karar vermiş olan tarafların, müşterek çocuklarının olması durumunda; çocuğun kiminle yaşamını sürdüreceği (Velayet hakkının kimde olacağı), velayet hakkı kendinde olmayan diğer taraf ile görüşmelerinin hangi şartlarda, zamanlarda ve ne kadar süre olacağı ( Kişisel ilişki) protokol içeriğinde açıklanmış olmalıdır. Her biri yönünden tartışmaya kapalı olacak netlikte ifadeler yer almalı, böylece ileride doğacak tereddütlerin önüne geçilmelidir.

Anne ve babanın çocuğun bakım giderlerine katılma miktarları ( İştirak Nafakası) da protokolde belirlenmesi gereken konulardan olup, mali sonuçlardan olması sebebi ile alttaki başlıkta incelenecektir.

  • Boşanmanın mali sonuçlarına dair yer alması gerekmeyen ve gereken hususlar;

Boşanmanın mali sonuçları denince her ne kadar akla tarafların mallarının tasfiye edilmesi gelse de esasen mal rejimi tasfiyesi anlaşmalı boşanma protokolünün konusu değildir.

Nitekim Yargıtay Genel Kurul kararında (2010/2-96 Esas ve 2010/106 Karar sayılı ) da; Mal rejiminden kaynaklanan taleplerin boşanmanın ferilerinden olmadığını tespitle ayrıca dava konusu edilebileceğini, ancak söz konusu uyuşmazlıkta; boşanma protokolündeki imzaların taraflarca inkâr edilmemiş olması, mahkemenin protokolü onaylamış olması, her ne kadar hüküm kısmında protokoldeki 7.madde açıkça yer almasa da tarafların beyanları sunulan belgeler nedeniyle protokolün “mahkeme içi ikrar ve kesin delil niteliğini“ etkilemeyeceğinden bahisle davacının Katkı Payı davası açamayacağını tespit ederek Yerel Mahkemenin direnme kararını onamıştır.

Yargıtay’ın emsal olan kararı bu yönde olmakla birlikte, uygulamada sıklıkla aksi yaşanmaktadır. Taraflarca, tüm konuların çözümlenmesi gerektiği düşüncesi ile acele kararlar alınarak, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin hükümler de protokol içeriğinde dahil edilmekte, yeterince zor ve duygusal olan bu süreçte mal varlıkları hakkında aldıkları kararlar hak kayıplarına sebebiyet verebilmektedir.

Nitekim 2010/2-96 Esas ve 2010/106 Karar sayılı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı da bu ifademizi desteklemektedir.

Yargılamaya konu ihtilaf, mal rejimi tasfiyesiyle ilgili bir hükmün boşanma protokolünde yer almasıyla ilgilidir. Şöyle ki; Davanın tarafları ilk derece mahkemesinde boşanma protokolü ile anlaşmalı olarak boşanmışlardır.

Boşanmaya konu edilen Anlaşma Protokolünün;

  • maddesinde tarafların kendilerine ait eşyaları aldıkları,
  • maddesinde birbirlerinden hak ve alacakları kalmadığı,
  • maddesinde ise; evlilik birliği içinde edinilmiş herhangi bir malları olmadığı bu yönde de bir taleplerinin bulunmadığı

ifadelerine yer verilmiştir.

Mahkeme kararında da protokoldeki mal rejimine ait (7. madde hariç) maddelere yer verilmiş, karar bu şekli ile kesinleşmiştir. Ancak sonrasında müşterek gayrimenkule ilişkin Katkı Payı alacağı davası açılmıştır.

Yerel mahkeme; tarafların boşanma davasındaki protokolle boşanmanın mali sonuçlarını düzenlediğini, buna rağmen daha sonra bu şekilde açılan davanın iyi niyet ve doğruluk kurallarına uymadığı gibi hakkın kötüye kullanılması olduğunu tespit ederek açılan katkı payı davasını ret etmiştir. 

Özel daire ise; açılan katkı payı davasının boşanmanın ferileri kapsamında olmadığını, boşanma davasının hüküm fıkrasında katkı payına ilişkin hüküm kurulmadığını bu nedenle tarafların sunacakları deliller çerçevesinde bu konuda hüküm kurulması gerekirken davanın reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle kararı bozmuştur. Yerel mahkeme kararında direnmiştir.

Hukuk Genel Kurulu; Mal rejiminden kaynaklanan taleplerin boşanmanın ferilerinden olmadığını tespitle ayrıca dava konusu edilebileceğini, ancak söz konusu uyuşmazlıkta; boşanma protokolündeki imzaların taraflarca inkâr edilmemiş olması, mahkemenin protokolü onaylamış olması, her ne kadar hüküm kısmında protokoldeki 7.madde açıkça yer almasa da tarafların beyanları sunulan belgeler nedeniyle protokolün “mahkeme içi ikrar ve kesin delil niteliğini“ etkilemeyeceğinden bahisle davacının Katkı payı davası açamayacağını tespit ederek Yerel Mahkemenin direnme kararını onamıştır.

Bu sebeple tavsiyemiz boşanma protokolünde mal rejimi tasfiyesi için acele edilmemesi, anlaşma yapmak zorunda olunmadığının bilinmesidir. Böylelikle boşanma gerçekleştikten sonra, daha sağlıklı ve sakin düşünerek malların paylaşımı gerçekleştirilebilecek veya davaya konu edilebilecektir.

Mal rejimi konusunda protokolde karar almamak mümkün olmakla birlikte, protokolde kesin olarak yer alması gereken hususlara yer vermekte fayda vardır.

Boşanmanın mali sonuçlarından ilki olarak nafakaya hususuna  değinmek isteriz. Nafaka 3 e ayrılmakta olup, tümü yönünden protokolde hüküm olması gerekmektedir.

Yoksulluk Nafakası; TMK 125. Maddesi gereğince talep edilebilmektedir. Bu nafakayı, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın (kusuru daha ağır olmamak koşuluyla) geçimi için diğer taraftan, istemesi mümkündür. Bu nafaka miktarı ödeyecek olan diğer tarafın malî gücü oranında belirlenmelidir. Nafaka süresiz olarak belirlenebilmektedir. Anlaşılacağı üzere nafaka, eşlerden hangisinin yoksulluğa düşecek ise nafaka istemek hakkına sahiptir. Burada cinsiyetin önemi yoktur.

Tedbir Nafakası; Boşanma davası açıldığında, yargılama süresince ve hükmün kesinleşmesine kadar geçen süreçte devam eden (geçici) nafakaya tedbir nafakası denmektedir. Bu nafakanın farkı, yoksulluğa düşecek olan tarafın kusurlu olup olmamasının önem taşımaması, dava süresince ve hüküm kesinleşinceye kadar talep edebilmesidir. Bu sebeple anlaşmalı boşanma davası kısa sürer düşüncesi ile tedbir nafakası talebinde bulunmamak da eksik olacaktır. Protokol içeriğinde bu nafakaya yer verilmelidir. Ayrıca tedbir nafakası talep edilmemiş olsa dahi hakim tarafından hükmedilmesi de mümkündür.

İştirak Nafakası; TMK 182/2 maddesine göre çocuğun velayeti kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Bu katılmanın protokol içeriğinde iştirak nafakası olarak belirlenmesi gerekmektedir. İştirak nafakası miktarı ve süresi, çocukların yaşları, gidecekleri okulun neresi olduğu, gıda, kırtasiye, giyim ihtiyaçları, sosyal aktiviteleri, kursları, hafta sonu alacakları harçlıkları dikkate alınarak belirlenmelidir.

Yukarıda belirttiğimiz 3 nafaka türü için de, boşanma protokolünde açık ve net şekilde madde konulmasına, bu maddenin anlaşılır olmasına ve dolayısıyla icra edilebilir olmasında fayda vardır.

Boşanmanın mali sonuçlarından diğeri ise tazminatlardır.

Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesinde tazminat hususu ele alınmıştır; Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.”

Görüldüğü üzere taraflar yönünden ayrıma gidilmemiştir. Tarafların ikisi yönünden kusur değerlendirmesi yapılması gerektiği belirtilmiştir.

Protokolde hem maddi hem de manevi tazminatlar yönünden talep olup olmadığı, talep varsa detayları net şekilde açıklanmış olmalıdır.

Tazminat isteminin dayanağından kısaca bahsetmek ve bu tazminat türlerinin hangi durumda talep edilebileceğini açıklamak gerekirse;

Maddi Tazminat; Evlilik birliği sürerken tarafların sürdürdüğü ortak yaşam ve kanundan doğan haklar bakımında birtakım ekonomik menfaatleri doğmaktadır. Bu menfaatler boşanma sebebiyle zarar görebilmektedir. Bu sebeple boşanmada daha az kusurlu olan veya kusursuz olan eş, diğer eşten, boşanma ile zarar gören mevcut veya beklenen menfaatlerinin tazminini talep edebilmektedir.

Manevi Tazminat; Tarafların evliliğini sona erdiren olaylarda, tarafların kişilik haklarının zedelenmesi, buna bağlı zarar doğması söz konusu olabilmektedir. Bu durumda kusurlu olan tarafın, kişilik hakları zedelenen tarafa, aralarında anlaştıkları miktarda manevi tazminat ödemeyi kabul etmiş olabilir.

Burada tarafların anlaşması esastır ve Mahkemece protokolde yer alan miktardan fazla tazminata karar verilemez. Bu sebeple üzerinde anlaşma sağlanan miktar, tarih v.b. koşullar protokolde net ve tereddütsüz şekilde ifade edilmelidir.

Tarafların birbirlerinden tazminat taleplerinin olmaması durumunda da bu husus açık şekilde ifade edilmelidir. Ayrıca tazminat haklarını saklı tutmak suretiyle anlaşmalı boşanma kararı verilmeyeceği de bilinmelidir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi         2014/16344 E.  ,  2015/269 K. Sayılı kararında ; “…Başka bir ifade ile “tazminat hakları saklı tutulmak” suretiyle anlaşmalı boşanma kararı verilemez. Bu husus nazara alınmadan “tazminat haklarının saklı tutulması” suretiyle Türk Medeni Kanununun 166/3 maddesi gereğince boşanma kararı verilmesi doğru bulunmamıştır. Taraflar boşanmanın mali sonuçları üzerinde anlaşamadıklarına göre, gösterdikleri deliller toplanarak davanın Türk Medeni Kanununun 166/1-2 maddesi çerçevesinde değerlendirilip, hasıl olacak neticesine göre karar verilmesi gerekirken, bu yön nazara alınmadan hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir…”  şeklinde hüküm tesis edilerek bu husus açık şekilde ifade edilmiştir.

Sonuç olarak; Boşanma aşamasına gelmiş taraflardan “genellikle kadınlar”, sorunları bir an önce çözüme kavuşturmak, çatışmadan kaçmak, ihtiyaçların aciliyeti ve psikolojik etkenlerle, anlaşmalı boşanma protokolünde yer alan maddelerin sonuçlarını detaylıca düşünmeden ve bir boşanma avukatına danışmadan kabul etmesi yeni sorunları doğurmaktadır.

Boşanma sonrasında haklarının neler olduğunu ve kabul ettiği şartların aslında hak ettiklerinden daha azını verdiği gören taraf, protokoldeki şartların değiştirilmesi ya da yeniden dava açılması talepleri ile tarafımıza başvurmaktadırlar.

Tüm bu mağduriyetlerin yaşanmaması adına, boşanma protokolündeki maddelerin sonuçlarının gerçekçi şekilde değerlendirilmesi, geri dönülmez bir yola girmeden evvel boşanma avukatından yardım alınmasını tavsiye ederiz.

Av.MELEK ATALAN

 

Leave your comment

Please enter your name.
Please enter comment.