SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNA BAŞVURU ŞARTININ TAMAMLANABİLİR DAVA ŞARTI OLARAK KABUL EDİLMESİ

25
Kas2020

SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNA BAŞVURU ŞARTININ TAMAMLANABİLİR DAVA ŞARTI OLARAK KABUL EDİLMESİ

               11.09.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6552 sayılı Kanunun 64. maddesi ve 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu (mülga) 7. maddesi ile, Sosyal Güvenlik Mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklarda olmak üzere, dava açılmadan önce Kuruma başvuru zorunluluğu getirilmiştir.

Söz konusu yasal düzenleme gereği, dava açılmadan önce kuruma başvuru yapılması ve kurum tarafından 60 gün içinde talebin reddedilmesi veya cevap verilmemesi durumunda dava şartının yerine getirilmiş olacağı ve dava açılabileceği, Mahkeme tarafından da işi esasına girilerek yargılama yapılacağı anlaşılmaktadır. Ancak kuruma başvuru yapılmaksızın dava açılmış olması durumunda yargılamanın nasıl etkileneceği hususuna dair yakın zamana kadar görüş birliğine varılmamıştı.

Bu hususta Yargıtay ilgili dairesi tarafından verilmiş pek çok karar olmakla birlikte, kararlar arasında bakış açısı ve sonuç farklılıkları olması sebebiyle, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/10-2695 E. 2020/587K. Sayılı kararı ile konuya son noktayı koymuştur.

Kararda, öncelikle dava şartlarının hukuki değerlendirmesi yapılmış, kuruma başvurunun dava şartı olarak durumu değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeye usul ekonomisi yönünden de yaklaşılmış ve kuruma başvuru şartının yargılamada olumsuz etkisinin olmaması gerekliliği üzerinde durulmuştur. Böylelikle karar, tüm değerlendirme ve gerekçeleri ile gerek doktrin gerek ise uygulamadaki mevcut boşluğu doldurmuştur.

Kanaatimizce de, kanun koyucunun kuruma başvuru şartını koyma iradesi, olası dava iş yükünün azalmasını amaçlamakta ise de uyuşmazlığın çözüme kavuşabilmesini beklemek gerçekçi değildir. Örnek vermek gerekir ise, hizmet tespiti davası açacak olan çalışanın öncelikle kuruma başvurarak belirttiği tarih ve sürelerin, çalışma sürelerinin hesabına dahil edilmesini talep etmesi, başvuruya karşılık kurumun da çalışanın belirttiği süreleri doğru kabul ederek lehe işlem yapması (gerçeğe uygunluğu şüpheli sonuçlar doğuracağından) mümkün değildir.  Zira, çalışanın prime esas kazanç miktarına dair vermiş olduğu bilgi doğru kabul edilerek, kurum tarafından tek taraflı bir işlem tesis etmesi, geçerliliği ve doğruluğu tartışmalı sonuçlar doğuracaktır.  Bunun yanında kurum ile çalışanın uzlaşmasını yani aralarında anlaşmasını beklemek de hukuken kabul edilemez bir durumdur. Zira kurum ve çalışan arasında anlaşma sağlanabilmesi için işçinin bir takım haklarından tümden veya kısmen feragat etmesi/vazgeçmesi gerekecektir ki bu da, 5510 sayılı Kanun’un 92. Maddesine aykırılık teşkil edecektir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, sigortalı olmanın kişiler bakımından yalnızca bir hak değil, yükümlülük de olduğuna vurgu yapmıştır.

Sonuç olarak, kurumun tek taraflı biçimde, çalışanın beyanının esas alarak sigortalılık süresini kabul etmesi ya da çalışanın kurum ile anlaşmak adına sigortalılık süresinden feragat etmesi olası değildir. Buradaki durum, tam yargı davalarındaki ön başvuru koşulu ya da arabuluculuk dava şartından farklıdır. O halde dava açıldıktan sonra da kuruma başvuru yapılması ile öncesinde başvurulması arasında sonuç itibariyle hiçbir fark yoktur. Bu durumda, (yargılama sırasında noksan olan dava şartı giderilebilecek nitelikte iken) dava açılmadan önce başvuru yapılmasının katı bir şart olarak kabul edilmesi hiçbir mantıkla bağdaşmayacak ve dava açma hakkına da engel teşkil edecektir.

Ayrıca, başvuru şartının yerine getirilmiş olmasının pratikte dava sayısını azaltmayacağını da söylemek mümkündür. Zira kuruma başvuru şartı yerine getirilmeksizin açılmış olunan bir davada, dava şartının tamamlanamayacağı gerekçesi ile davanın usulden reddi halinde, şart yerine getirilerek yeniden dava açılacaktır. Bu da dava sayılarının artmasına sebebiyet verecektir. Böylelikle kuruma başvuru şartının amacı, dava iş yükünü azaltması iken, bu şartın dava aşamasında tamamlanamayacağına hükmedilmesi bu amaçla çelişmiş olacaktır.

Nitekim, “…Usul ekonomisi, ihlal edilen hukuk düzeninin en az giderle en kısa sürede ve en az zorlukla gerçekleştirilmesini ve boş yere davalar açılmasının önüne geçilmesini sağlamaya yönelik bir yargılama hukuku ilkesidir…” (Hanağası, E., Davada Menfaat, Ankara 2009,s.32)

Özetle, kuruma başvurulmadan dava açılmış olması gerekçesi ile usulden reddedilen davalar, yeni davaların açılmasına sebebiyet verecek olup, bu durum zaman ve masraf açısından tasarruf edilmesine engel olacaktır.

Sonuç olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/10-2695 E. 2020/587K. Sayılı kararı, pek çok hak arama ihlalinin önüne geçmiş, usul ekonomisine aykırılık teşkil eden ve dava sayılarını da arttıran pek çok karar bakımından yol gösterici olmuştur.

Leave your comment

Please enter your name.
Please enter comment.